günlük tadında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük tadında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2019 Pazar

Kız Çetesi.


Bazen hayat Tumblr olsun istiyorum. Tumblr'da yaşayalım. Görseller falan.
15 yaşlarında Tumblr açmıştım. Yine çok az insan Tumblr kullanıyor o zamanlar. Buluşmalar falan yapıyoruz. Üniversiteliler de vardı. Onlar çok havalıydı gözümüzde. Bursa'dayım o zaman.

Eskişehir'e geçince Eskişehir Tumblr yöneticisi olmuştum. Bir 4 sene öyle geçti. Buluşmalar yaptık. Arkadaş olduk. Kahvaltılar düzenledik. Oradan tanıştığım arkadaşlarımla senelerce görüştüm. Daha hala bile var görüştüğüm.

Kafanın uyduğu insanlarla görüşüyorsun. Buluşup iki çay içiyorsun, keyifli bir sohbet. Ne var ki bunda?
Zor olan aynı evi paylaşmak, ev arkadaşınla anlaşabilmek, tolere edebilmek. Herkesi olduğu gibi kabul edebilmek.

Mesela biz dün beraber bir film izledik ev arkadaşımla. Bir de misafirimiz vardı İstanbul'dan.
"Aşkın Gücü" diye bir film. Robin Williams filmi. Çok güzel bir filmdi diyemem. Romantik olsun diye açtık. Çok sakin geçti. Tema üzerinde yürüdü film. Ölümden sonra yaşamı inceleyen bir film.Ama kesinlikle semavi dinlerin ölümden sonrası ile ilgili değil. Daha çok new age akımı gibi. Reenkarnasyon falan da var. O konulara takılmazsanız, izlenebilir.


Robin Williams intihar etmiş. Onu da yeni öğrendim. Yaa işte para ve şöhret mutluluk getirmiyor. Anlayın artık bunu. Keşke eceliyle ölseydi. Neydi ki derdi? Üzüldüm şimdi.

Bir film daha izledim 2 gün önce. "The Bookshop". Bunu yalnız izledim mesela. Çünkü ev arkadaşım pek kitapları sevmez ve kitap konulu filmleri de sevmez. Eh iyi madem yalnız da takılınabilir. Uyuştuğumuz noktalarda birleşiyoruz, zevklerimizin ayrıldığı noktalarda kişisel hareket ediyoruz. Birbirimizi zorlamıyoruz diğer kişinin katılması için. Aslında ben daha çok ilgi alanına sahibim ve genelde ev arkadaşımın bakış açısı net. Çok az şeyden hoşlanıyor ve öyle hemen her şeye adapte olamıyor.

Aslına bakarsanız daha kafamı yakalayan biriyle tanışmadım. Benden bir tane daha yok herhalde. Almanca rap dinleyip, örgü ören, bir yandan Behzat Ç. izleyen, evde pijamayla dolaşıp bir anda kraliçe olmaya karar veren, deli gibi aşık olmak isteyip kendini aşka kapatan, ansiklopedi okuyan bazen de bomboş filmler izleyen, burger king yerken Harry Potter izleyip bir yandan da instagramda ekoloji araştırmaları yapan.. Falan liste uzar gider. Blog yazıyorum, edebiyata dair bir bilgim de yok. Bambaşka kafalar yaşıyorum. Çabuk değişiyorum, çabuk öğreniyorum, çokça deneyimliyorum. Kafam karışık değil. Sadece çok yönlü biriyim. 

Öyle biriyim işte. Hala kendimi keşfediyorum.


He film konusuna dönelim. "The Bookshop.". Türkçesi "Sahaf" diye çevriliyor. Filmde kitap gibi. Durağan bir film. Öyle İngiltere kasabasında geçiyor işte. Çok izlenesi değil. Ben sıkıldım. Tek cezbedici nokta kıyafetler, sokaklar olabilir. Kitap görmek olabilir. Velev ki filmin sonu beni şaşırttı :)

Edischar