22 Eylül 2019 Pazar

Bir Fincan Çay


Eviiimmmm. Evim evim canım ponçik evim. Oh be insanın evi gibisi yok.
Dün nihayetinde Bursa'ya döndüm. Gelir gelmez misafir ağırladım. Sonunda bir sandalye üzerine oturdum.

Neredeyse 15 gündür yokum evde. Bu dönem güzel geçti. Sevdiğim, özlediğim insanları gördüm. Akraba ziyaretlerimi yaptım. Artık sonbaharı evimde geçirmek istiyorum.

Havalar iyiden iyiye soğudu. Geceleri battaniye yetmiyor. Polar pijamalarımı dün gece ani bir kararla bazanın altından çıkardım. Meşhur mavi polar pijamalarım. Geçen kış baya benimle özdeşleşmişti. Bu sene de trend olmaya devam ediyor.

Bakalım ilk defa bir sonbaharda evdeyim. Patik örmeyi öğreniyorum. Ablamın bebeği için bebek hırkası örmeyi de planlıyorum. Kışın örgü ve çay ikilisi otomatikman ortamı ısıtacaktır diye tahmin ediyorum.

Halamdan bir bavul dolusu kitap getirdim. Hepsi de roman. Oh sefam olsun. Roman okuyacağım. Debbie Macomber, Sarah Jio, Buket Uzuner okuyacağım. Çerez kitap okuyacağım. İstediğimi okuyacağım. Hiç bilgi içermeyen kitap okuyacağım. Kime ne?

Roman okumayı o kadar seviyorum ki. Ben ve kitabım. İkimiziz. O kadar farklı hayatlar görüyorsun, duygusal zekan o kadar gelişiyor ki, uzaktan yargılayan anlayamaz..

Bu kış iyiden iyiye el işleriyle geçecek gibi. Şişler, tığlar, ipler, boncuklar.. Ne bulduysam evden getirdim. Hobi çantam oldu.

Bir yandan film de izlerim belki artık. Evdeyim nasılsa.

Evimi özlediğimi söylemiş miydim? İnsanın evi gibisi de yok demiş miydim? Mis mis..

Edischar.

18 Eylül 2019 Çarşamba

Ağaç Ev Sohbetleri - 3


Merhabalar,
Biliyorum biliyorum kayboldum birkaç gün. Babaannemlerde olduğum için çok fazla bilgisayarla ilgilenemiyorum. Babaannem de hasta oldu ona baktım. Birkaç gün daha buradayım.

Ağaç Ev Sohbetleri yazım da epey gecikti.
Şuan en mutlu olduğum olay, halamdan en sevdiğim yazarların kitaplarını aldım. Okuyup geri göndereceğim Bursa'dan. İstesem bulamazdım. Hazine hazine.

Ağaç Ev'in bu haftaki sorusuna gelelim.
Yaşadığınız şehrin sevdiğiniz ve sizi oraya bağlayan özellikleri nelerdir? Şehrinizde gitmeyi tercih ettiğiniz yerleri, meşhur yemekleri ve bir gün uğrarsak bize önerebileceğiniz aktiviteleri tanıtır mısınız?


Gezi yazısı niteliğinde yazamayacağım. Sadece hislerimi dökmek isterim izninizle.

Yaşadığım şehir, Yeşil Bursa. Bursa, yeşilliğiyle beraber anılır.
Altın gibi bir şehir. Bir tarafta kayakçıların gözdesi Uludağ, bir tarafta Marmara Denizi'ni gören Mudanya, bir tarafta Osmanlı hatıraları, bir tarafta kapalı çarşısı, Ulucami ve yüzlerce mübarek zatların türbeleri..

Tam olarak hiçbir zaman batılılaşmamış, dokusunu korumuş bir şehir burası. Özellikle merkezi. Hiçbir zaman metropol seviyesine çıkmıyor, yeni nesil girişimleri kabul etmiyor, daima eski dokusunu koruyor. Bazen İstanbul ve Eskişehir'deki kafeleri özletse de kendi kendine yetiyor.

Bursa'nın insanları da oldukça muhafazakar.. Benim gördüğüm kadarıyla, marjinalliğe pek açık değiller. Belki öğrenci yerleşimleri ve yeni yerleşimler farklı olabilir bu konuda.


Bursa'ya gelirseniz, Ulucami'ye uğrayın. Kapalı çarşıları gezin. Peştamal alın, havlu alın. İskender kebap yiyin. Pideli köfteyi de deneyebilirsiniz. Yeşil Türbe, Emir Sultan Hz. Tezveren Dedeyi ziyaret edin. Uludağ yolundaki çay bahçelerinde oturun. Kayhan'ı gezin, Muradiye'yi gezin. Eski Osmanlı'nın izlerini görün. Tophaneye çıkın. Osman Gazi Han(ks) ve Orhan Gazi Han'ı(ks) ziyaret edin. Kültürel bir gezi planlayın. Tarihi yoğundur, o maneviyatı da hissedeceksiniz.

Beni bu şehre bağlayan şey, şehrin maneviyatı, huzuru.. Şehre girer girmez o his her yeri sarıyor.


Cumalıkızık'ı gezin. Güzel bir kahvaltı yapın. Köylülerden domates, böğürtlen, frambuaz alın.

Gezdikçe her adım başı bir medrese, bir türbe, bir cami sizi karşılayacaktır. Gezebildiğiniz kadar gezin, fotoğraflayın, anlatın.

Ağaç Ev'in bir sonraki yazısında görüşmek üzere.Beni merak etmeyin iyiyim. :)

Edischar.

15 Eylül 2019 Pazar

Ağaç Ev Arşivi - 2


Ağaç ev sohbetlerinin ikinci haftasını geride bıraktık. Bu haftanın konusu dünyamızın sorunlarıyla ilgiliydi. Bu konuda paylaşılan tüm yazılar kronolojik bir şekilde ağaç ev arşivine kaydedildi. Diğer bloggerların görüşlerini merak eden herkes eğer hala okumadıysa bu sayede birbirlerinin fikirlerini okuyabilir.




























Öncelikle konu önerileri için birkaç fikir geldi, hepsini yavaş yavaş tartışacağız inşallah. Bu haftanın konusu ise şu şekilde:

Farklı şehirlerde hatta farklı ülkelerde yaşayan ancak her hafta ağaç evde toplaşan kişiler olarak bu hafta yaşadığımız şehirleri konuşmayı istedik: Yaşadığınız şehrin sevdiğiniz ve sizi oraya bağlayan özellikleri nelerdir? Şehrinizde gitmeyi tercih ettiğiniz yerleri, meşhur yemekleri ve bir gün uğrarsak bize önerebileceğiniz aktiviteleri tanıtır mısınız?

Bu konuyla ilgili güzel yazılarınızı yarın akşamdan itibaren yayınlayabilirsiniz.

Her hafta ağaç evde toplaşmak üzere, teşekkürler :)

Erik Dalı


Babaannemin mutfağından selamlar.
Nişanı atlattık çok şükür. Nişan da denemez aslında. Kokteyl doğru tabir olur. Bistro masalarda hafif müzik eşliğinde bir söz yapıldı. Saat 10'a kadar ne zaman oynayacağız diye bekledim. Meğersem oynamalı düğün değilmiş. Ey Allah'ım. Tabi ısrarlar üzerine erik dalı, dilara ve bir kaç halay çekerek geceyi tamamladık. Oynamadan olur mu canım.

Yıllar sonra kuzenlerimi gördüm. 3 senedir gelmiyordum bu şehre. 2 kuzenim evlendi ben buralarda yokken. Küçükler büyüdü.

Eskiden ne güzeldi. Çocuktuk. Beraber vakit geçirirdik, sarılırdık, severdik birbirimizi. Şimdi el kızları geldi kuzenlerimizi sevemiyoruz. Gözümüzün içine bakıyorlar iki laf konuşurken.

Küçükler, boyumuzu geçmiş. Delikanlı ve genç kız olmuşlar. Vay be zamanın geçtiğini buraya gelince anladım. Hele çoğu akrabam beni ilk başta tanımadı düğünde. Epey değiştim tabi. Önce tanıttım kendimi. Sonra şapur şupur öpmeye başladılar. Sürekli nineler, halalar yanağımı çekip öpüyordu en son.

Çarşamba günü dönüyorum kısmetse. Babaannemle, dedemle vakit geçireceğim.

Ya peki ben ne zaman evleneceğim??

Edischar.

13 Eylül 2019 Cuma

Edischar on the Road


Uzun bir otobüs yolculuğundan hepinize merhaba,
Şuan otobüsteyim. Fakat Eskişehir otobüsündeyim. Peki neden? Uzun yolculuğumu yapacağım otobüsümün kalkış saatini 18.00 zannediyordum. Meğersem 17.30'daymış!!! Vezneye gittiğimde görevlinin bana 18:00'de otobüsün olmayıp, 17.30 da yani 5 dk önce yola çıkmış olduğunu söylediği zaman yüzümün almış olduğu şekli hayal edebiliyor musunuz? Gözüm falan seğirdi. Beynim bulanıklaştı. Bavulumdan destek almaya çalıştım. Çevre yoluna çıktıkları için de bekleyemezlermiş.

Günde sadece 2 otobüs var ve en sonuncusu da gitmişti. Misafir yolcu olduğum için baya nazlandım ve beklemelerini söyledim. "Yarın akşam nişan var nişan!! N'apcam ben şimdi??" dedim. Neyse ki bir yol buldular ve şuan Eskişehire gidiyorum tekrar. Oradan aktarma yapacağım.
huh.

Bugün ise 2 saat içinde kuzenimin nişanı için bana ayakkabı ve elbise alışverişi yaptık. Kızlar için bu bir rekor bence. Nişan elbisesi bulmak, ayakkabıyı uydurmak günler sürer normalde. 2 arkadaşımla beraber Bursa kapalı çarşılarında bir o abiye, bir bu elbise derken onlarca elbise denedik. Denedik diyorum çünkü diğer arkadaşım da benden özenip arkadaşının kınası için kendine elbise aldı.
Bu arada, aynı elbise modelinin farklı rengini, aynı eşarbı ve neredeyse aynı ayakkabıyı aldık :D Şaka gibi. Ama en yakın arkadaşlar böyle yapar. Kardeşler de...

Yarın sabah gideceğim memlekete varmış olurum inşAllah. Dualarınızı alırım. Yarın akşam nişan var ve muhtemelen sabahtan itibaren akşam için hazırlanmaya başlarız. Kuafördü, makyajıydı derken..

Ama en son 6 yıl önce düğüne gitmiştim. Şuan böyle şatafatlı bir nişana gidecek olmak beni heyecanlandırdı. Kıyafetimi de çok beğendim. Yine ablanız "asil". Asillik ve şıklıktan ödün vermem. Özellikle bir aslan burcu olarak o davette en göze çarpan olmayı her türlü başarırım. Rüküşlükle değil kesinlikle biliyorsunuz.
-Bir de şu çalışmadığım günlerde düzgün kombinlerle dışarı çıksam müthiş olacak.-

Bütün yaz evde yattım yattım, eylül geldi bir hareketlenme, bir akrabalarla buluşma.

Senden Önce Ben kitabımı son 50 sayfasında noktalamak zorunda kaldım. 450 sayfalık kitabı sırf 50 sayfa için yanıma almak istemedim. Filmini izledim gece. Bari sonunu göreyim dedim. Ya böyle bir saçmalık olamaz. Film resmen beklentimi karşılamadı. Hem de hiç. Kitap çok güzel olmasına rağmen, filmde karakterler hiç oturmamış ve acayip sıkıcıydı. Hele Lou'nun kaş mimikleri midemi bulandırdı. O kadar!

Şimdilik hoşçakalın. Müzik listemle sabaha kadar yolum var!

Edischar.

11 Eylül 2019 Çarşamba

Yollar ve Burger


Bugünü annemle evde temizlik yaparak olağanlaştırdık.

Eskişehir'deki son günüm. Yarın ayrılıyorum. Bursa'ya geçeceğim. Oradan da başka bir şehre geçeceğim. Sürpriz olsun. Yollar bir anda açıldı. Bu sefer 10 saatlik bir yolculuk olacak ama..

Aslında ihtiyacım olan bu diyordum. Uzun bir yolculuk. Başını cama dayayıp yolu izlemek, müzik dinlemek.. Aklındakileri toparlamak, dalmak düşüncelere. Bu kadar saat insan kendine vakit ayıramıyor ne de olsa. Hep bir dinamiklik gün içinde.

Şimdiden yol müzikleri listesi yapsam iyi olur. 

Ha bir de bugün burger pişirdim evde. Annem bayıldı. İlerde kesinlikle bir "Burger" dükkanım olacak. İnanıyorum. Burgerle ilgili ayrı bir tutkuya sahibim.

İncir Reçeli 2'yi izleyeceğiz birazdan. Aslında yıllar önce sinemada izlemiştim ama uzun zamandır görmediğim annemi şımartmaya çalışıyorum. Onun istediği olsun diyorum. 

Başroldeki kızın Galata kulesini gören atölyesi aklıma kazınmış resmen. Filmden bir tek o sahneyi hatırlıyorum ve tekrar o sahneyi görmek için sabırsızım şuan.

Sizler nasılsınız bu arada? Hayat güzel gidiyor mu? Enerjiler yerinde mi? Mutluluk duyacağımız şeyler buluyoruz dimi? Hadi bir gülümseyin bakayım :)

Kalın sağlıcakla, mutlulukla, neşeyle, şükür ile..

Edischar.

10 Eylül 2019 Salı

Kokopelli'de Bir Gün

 

Merhabalar efeniiim,
Eskişehir tatilim devam ediyor. 2. gün epey güzel geçti. Ultra seviye güzel geçti hatta. Hayat bazen bir anda güzel sürprizler yapıyor. Sırayı bozmadan anlatmaya başlıyorum.

Aslında sabah, anne evinde olmanın verdiği mayışıklık ve özgürlük hissiyle geçti. Geçen gün arkadaşım Netflix şifresini vermişti. Dedim hunharca film ve dizi izlemeliyim. İsraf olmasın. Hemen bir film izledim. Filmin saçmalığı ve boşluğu resmen keyfime keyif kattı. Boş yapabilme hakkımı en güzelinden kullandım. "Isn't it Romantic" diye bir filmdi. Başroldeki kızın kilolu olmasını mı kendime yakın bulduysam demek ki. -Neyse ki o kadar kilolu değilim ve romantizme de inanıyorum.-

Film seçimlerim yerlerde mi sürünüyor acaba? İnsan gider siyah-beyaz Marilyn Monroe, Alfred Hitchcock filmleri izler. Bir tane Quentin Tarantino filmiyle güne başladım, der. Yok ben nerede boş beleş, bana katkısı olmayacak film varsa onları seçerim.

9 aydır görmediğim kedimle doya doya vakit geçirmek istesem de yanıma pek yanaşmıyor. Burnumda tütüyordu kerata, şimdi elletmiyor resmen. Sadece boş yakaladığım an hemen kucaklayıp öpmeye başlıyorum. Canım oğluşum. İsmi Shiva. Erkek ismi de Shiva olur muymuş canım? İlk 3 ay dişi olduğunu sandıysanız, evet olabilir. Erkek olduğunu öğrenince de ismini değiştirmek istememiştim. Kendisi 4 yıldır bizlerle ve onu çok seviyorum. Ondan ayrı kaldığım için çok üzgünüm..

Günün ilerleyen saatlerinde annemle Adalar'da gezmeye çıktık. Porsuk çimlerinde ev yapımı poğaça ve keklerimizi yedik.
Poğaçayı fotoğrafa entegre etme çabaları.

Evden çıkış sebebimiz, Eskişehir'de çok merak ettiğim, acayip tatlış olduğuna inandığım bir mekana gitmekti. "Kokopelli Coffee Co."

Daha çok mekan değil de mekanın sahipleri için gittik. İyi ki de gitmişiz. Çünkü aşırı güzel bir enerjiyle bizi karşıladılar ve saatlerce sohbet ettik.. Çok güzel bir bağ kurulduğuna inanıyorum.

Mekanın güzel sahipleri Hasibe ve Ümit. 

Geçen kış Youtube da rastladım kanallarına. Bu güzel çift kendi emekleriyle, elleriyle karavan yaptılar ve gezmeye başladılar. Şuanda da gezdiği yerleri vlog şeklinde paylaşmaya devam ediyorlar. İzlerken keyif alacağınızdan eminim. İnstagram hesaplarından da takip edebilirsiniz.

Youtube sayfalarının da linkini bırakıyorum. "Hello People". Abone olmayı unutmayın. Karavanla gezmek gibi bir hayaliniz varsa güzel güzel ilham alın, harekete geçin!

Hasibe ve Ümit son derece mütevazi ve samimiler. Eskişehir'e yolunuz düşerse de güzel mekanlarına uğrayın.  Hasibe'nin ellerinden güzel bir kahve için :)


 Örgünün enerjisi bile ne kadar samimi değil mi?

Ağaç Ev Sohbetlerinin bu haftaki sorusunu yanıtlamayı unutmayın! Ağaç Ev'e katılan herkese teşekkürler. Bu kadar benimsediğiniz ve kendinizi Ağaç Ev'den gördüğünüz için çok mutluyum. Daha da büyüyerek devam edeceğiz. İnanıyorum. Bursa'ya dönünce planlar ve hedefler devam edecek. Günlük tadında ilerliyoruz birkaç gün daha.

Görüşmek üzere.
Edischar.

Ağaç Ev Sohbetleri - 2


Ağaç Ev'i hepimiz çok sevdik. Minderleri seriyoruz, battaniyelerimiz ile sıcacık sohbetler ediyoruz. Bugünkü konu epey ciddi. İrem Can'a teşekkürlerimi sunuyorum, bu farkındalık içeren soru için. Lütfen konuşmak istediğiniz, yazarlara sormak istediğiniz soruları siz de yorumlarla bize ulaştırın. Belki haftaya sizin sorunuzu konuşuyor oluruz? :)

Bu haftanın sorusu:
Doğamız giderek tehlike sinyalleri veriyor. Küresel ısınma ve çevre kirliliği en had safhada. Bunlar için geri dönüşüm, sıfır atık, daha az tüketim hatta poşetlerin paralı olması gibi önlemler alınıyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Geleceğimiz için daha yaşanılır bir dünyayı nasıl sağlayabiliriz?


Konuyla ilgili düşüncelerim biraz çarpıcı gelebilir. Dinlediğim fikirler ve yorumlamalar ışığında ben de kendi çevreye duyarlılığımı geliştirdim. 

Uyanışımın ilk yıllarında ciddi derecede efor sarfediyordum. Şehirden köye bile taşınmıştım. Tam o zamanlar bahçede kompost yapma girişimlerim vardı. Sonuçsuz kaldı. Poşet ve plastiği azaltmayı düşündüm. Onda da başarısız oldum. Kendi diş macunum, deodorantım, temizlik malzemelerimi kendim yapmaya çalıştım. Ondan da bir süre sonra caydım.

Alışık olduğum bir hayat, hazıra konuş, tüketim ve alternatif doğal ürünlerin pahalı olması etkenleri vardı. Bir anda değişim hiç de düşündüğüm gibi olmadı. Başarısızdım. Yapamıyordum. Dünyayı kirletmek, tüketmek istemiyordum ama bunun alternatifleri ne yazık ki kolay değildi.


Çevre mühendisi bir arkadaşımla bu "sıfır atık", "paralı poşet" gibi uygulamaları konuşuyorduk. Almanya seyahatimde gördüğüm "paralı poşet" ve "geri dönüşüm kutuları" beni etkilemişti. Keşke Türkiye'de de bunlar uygulansa diyordum. "Ne kadar cahiliz, geri kaldık." diyordum.

Lakin çevre mühendisi arkadaşım öyle düşünmüyordu. "Biz ne kadar poşet kullanmasak da her şeye dikkat etsek de, endüstri tesisleri sulara akıttığı kimyasallarla, havaya saldığı gazlar ile dünyayı öyle bir kirletiyor ki, onlar buna son vermeden bizim yaptığımız her şey sonuçsuz kalıyor." demişti. Onu o kadar saçma bulmuştum ki. Kavga edecektik neredeyse. "En azından herkes kendi yapabildiğini yapabilir." diyordum.

En çarpıcı söyleyeceğim şey ise şuan bu fikre katıldığımdır. Evet, "Endüstri tesisleri, fabrikalar kendilerini düzeltmedikçe bizim yaptığımız her şey yetersiz kalacaktır.". Eğer bu konuyu gerçekten kafaya takıyorsak, fabrikalarla, HES lerle mücadele etmeliyiz. 

Tabiki erdemli bir insan olmaya dikkat ederek ve sorumluluk duygusuyla elimden gelen her şeyi yapıyorum. Ama benim yaptığım şey ile ne yazık ki dünya kurtulmayacak. Keşke kurtulsaydı. 


"Sıfır atık" konusunda ise; bir insanın hayatında üzerine bu kadar yük yüklenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Biz "sıfır atık" diyerek, çöpümüzü azaltacağız diye göbeğimiz çatlıyor, ki bir süre sonra sonuçsuz kalıyoruz. -Çünkü çok yorucu.- 

Vicdanen rahatlamak için yapılabilir ama bir sonuca ulaşmayacak. Maalesef araştırmalarım beni bu sonuca götürdü. Dünyanın sonuna da yaklaştığımızı düşünüyorum. Bir 1000 yıl daha olmayacak maalesef. Her konuda umutlu olan ben bu konuda umutsuzum..

Yine de biz elimizden geleni yapalım. Sorumluluk alan ve erdemli bireyler olalım. Araba kullanımını azaltalım. Arabalarımızın motorlarını düzenli olarak temizletelim. Daha çok yürüyelim, bisiklet kullanalım. Yağlarımızı atık depolarına gönderelim. İsraf etmeyelim. Yanımızda alışveriş çantalarımızı taşıyalım. Denizlere çöp atmayalım. Genel olarak çöplerimizi yere atmayalım.


Bu konuda fikrimi değiştirecek arkadaşlar varsa, yazınızı yorum olarak paylaşın lütfen. Ağaç Ev'de haftaya  görüşmek üzere...

Edischar.

9 Eylül 2019 Pazartesi

Kısa Bir Mola


Montessori kampına kısa bir mola verdim. Vermek zorunda kaldım da diyebiliriz. Hedef iptal olmadı, döner dönmez tüm hızıyla devam edecek. 2 gün boyunca Eskişehir'de olacağım. 

Dün bütün gün aşure ve misafir ağırlamayla geçti. İlk defa aşurenin nasıl yapıldığını gördüm ve artık seneye belki kendi başıma bile yapabilirim :) Tabiki en en en sevdiğim tatlıdır kendileri. Pişerken biraz tadayım, olduktan sonra tadayım, misafirlerle de bir tabak yiyeyim derken epey abartmışım olayı. Zaten neyi tadında bıraktım ki bugüne kadar ? Olsun, bütün yıl bu stokla yaşanır. 


Bu sabah Eskişehir'e geldim. 5 yıl üniversite okuduğum şehir. Ailem de burada olunca uğramak için sebep oldu. Annem de yıllık izne ayrıldı. Bana da hava değişikliği şart oldu.

Bu kadar zaman geçirdiğim şehrin bu kadar yabancılaşması müthiş tuhaf geldi. Sanırım o zamanlar baya popüler biriydim buralarda. Hayatın tadını çıkarırken de abartıp sosyallikte çığır açmıştım. Her türlü arkadaş grubum vardı. E öyle olunca bu küçük şehirde yürürken her sokakta tanıdık biri karşıma çıkıyordu. Sanırım artık bizim zamandan da kimseler kalmadı. Şuan ise özgürce dolaşıyorum. Görsem de selam vermem çoğuna. Kafa yapım seneler içinde baya bir değişti. Daha seçiciyim. Büyüyoruz be hacım.



Bursa'yla kıyaslamaya değmeyecek bir şehir benim gözümde yine de. Bursa'ya aşığım. Havasına, dokusuna, tarihine.. Mahremiyetine. 

Bir turist edasında güzel görüntüler yakalamaya çalıştım. Buralara bir yerlere salıyorum. Buraya Sin City ismini taktım. 




Eflatun kafede kitap okumayı severdim.

Şimdi annemle kek ve poğaça pişirmeye gidiyorum. Gecenin ilerleyen saatlerinde Ağaç Ev yazım gelecek. Az kaldı :) 

Görüşmek üzere
Edischar.

Ağaç Ev Arşivi - 1

Merhabaaa,
2 gündür uğrayamadım. Birazdan yayın üstüne yayın gelecek :)
Ağaç Ev'in ilk turuna katılan tüm arkadaşlara teşekkürler. İşte geçen haftaki konumuz olan "Televizyon" ile ilgili tüm blog yazarlarının cevapları aşağıda. Herkesin elceğizlerine sağlık. 


































Edischar 

Bir Fincan Çay

Eviiimmmm. Evim evim canım ponçik evim. Oh be insanın evi gibisi yok. Dün nihayetinde Bursa'ya döndüm. Gelir gelmez misafir ağırladı...