17 Ağustos 2019 Cumartesi

Bazen Planladığın Gibi Gitmez


Hayat bu. Her şey tıkırında olamayabilir. Çoğu zaman tıkırında değildir zaten. Sen yeni gelen durumu kabullenirsin, hepsi bu.
Aslında dünden hayal ettiğim, sabah erkenden işlerimi halledip kütüphaneye kaçmaktı. İngilizce çalışıp, blog ile ilgilenecektim. Saat 14:12 ve duştan çıkarken resmen gökyüzü savaşları çıkmıştı.

Bir fırtına bir yağmur sorma gitsin. Diyordum önce kuaföre, sonra kütüphane tamam bugün hallolur. İşte öyle yağmur yağınca evde kalmayı tercih ettim.

Hayır çıkmasına yine çıkarım ama bilgisayar, bilgisayar değil uzay mekiği. Taşırken kollarımı , omzumu yolda bırakıyorum. (Ya da ben uzay mekiğiyim, parçalarımı bırakarak ilerliyorum.) E bir de yağmurlu olunca hiç o yol yürünmez.
Eğer hava biraz düzelirse kaş bıyık operasyonu için kuaföre gidebilirim.

Bugün diyetimin resmi başlangıç günüdür. Zaten sağlıklı beslenme kararı almıştım. Arada bir cips, hamurişi yiyordum ama tümden kesiyorum. "Ya hep, ya hiç "ci yapım gereği ağzıma bir lokma bile yasaklı yiyecek koyamam. Çünkü bir kere yasağı delersem anında eski moduma geri dönerim.

Sabah köy domatesli, sumaklı semizotu salatası yanına da dereotlu omlet. Yeşilliklere boğuyorum kendimi. Şu el robotlarından olsa yeşil smoothie ler yapardım. Dur-du-ru-la-maz-dım.

Anneciğim senelerdir neden bamya sokmamış eve anladım. O bamyayı temizle temizle bitmiyor. Gına geldi. Bir de minare şeklinde soyuyormuşsun şapkasını. İyi oyaladı. Geç kalma sebeplerimin başında bu gelir. Lakin yemeğim enfes olmuş. Zaten güzel yemek yaparım. Yemesini de severim.
Bamya pişirirken, "Allah'ım ben büyüdüm de bamya pişiriyorum!" deyip duygulandım. Ev arkadaşım da kıs kıs güldü.

Canım ev arkadaşım. En doğal hallerimi görüyor. Bitmeyen esprilerimi, hatta saçma sapan esprilerimi dinleyip bana katlanıyor. Bir de tam tersimdir kendisi. Soğuk mizaçlı ve zayıf kupkuru bir şeydir. Lakin bir araya geldik geleli o da bir espriler patlatıyor evde şen şakrak oldu.  Ne de güzel oldu.




Havadan bahsediyordum. Heh resmen sonbahar gibi.. Yağmur yağıyor, hava da hafif serin, çektik pijamaları koltuktan dışarıyı izliyoruz. İşte o kitap, renkli noel patiği, kahve fotoğrafı çekmelik hava.
Sonbahar özlenmiş. Ne güzel gelir şimdi o. Her yer pastel tonlar ve yere usulca düşen geniş yapraklar. Belki Sweet November  :)



İyiden iyiye kıyafet konusunu dert etmeye başladım. Ama güzel şeyler olacak biliyorum. Aslan burcu olmam gereği güzel giyinmeliyim. Arkadaşlarım kilomu göz önünde bulundurup, robadan elbise giy bak ne güzel olur sana diyorlar. Ben? Elbise ? İkisi yanyana bile eğreti duruyor. Aslında şöyle pamuklu, etnik kumaşlı bir şeyler yakışa da bilir. Denemek lazım.

Robadan elbise de, baştan aşağı salaş elbise türü işte. Hiç google görsellerde falan aramayın sadece tesettüre yönelik elbiseler çıkıyor. Söylemek istediğim onlar değil.

Elime kitabımı alıp yağmurun şıpırtısını dinlemeye gidiyorum.

Sevgiler.
Edischar.

16 Ağustos 2019 Cuma

Bir Takım Şekerlemeler


Yazmalara doyamıyoz.
Güpgüzel yeni fikirler geldi. Mim o kadar faydalı oldu ki.

-Siyah-beyaz fotoğraf çekmek.
-Çiçek yetiştirmek.
-Her şey ajandası.
-Voscreen ile ingilizce.
-Ve tüm bu anların deneyim olduğunu unutma! Hayat senin için , sandığından daha güzel planlar yapıyor bile olabilir !

Tüm güzel fikirler için minnettarım.
Edischar.


Edischar - Yazıyor...


İşe gitmiyorum nasılsa evdeyim , insanlarla pek diyalogta değilim diye üstü başı iyice saldım. Böyle bir salma yok ya. Sokakta görsen selam vermezsin. Belirlediğim bir iki kıyafet var yıka yıka giy.

Doğru dürüst yaz modası oluşturamadım kendime. Kışın para boldu uğra avm ye, dene al. Hatta denemeden al. Para çok. 

Kışlık bir ton kıyafetim oldu ama yazlık hiçbir şey alamadım.
Yani caddede kızları görüyorum. Podyum mübarek. Ya ben sizinle nasıl yarışayım? Hepiniz güzellikte depar attınız. 

Üniversitedeyken bölümün en güzel kızıydım. Öyle derlerdi. Bir hava bir hava sorma gitsin. Bir de kimseye yüz vermezdim. Hayır zaten var 10 tane kız. Ama işte havan ayrı oluyor o zaman.
Üniversite bittiiii bana bir şeyler oldu. Kilo falan aldım. Formumu kaybettim. Kimseyi hayatımda istemiyordum. (Hiçbir erkeği yani.) 

Ee madem kimse beğenmesin, sevmesin istiyorum kendime de bakmamaya başladım. Sanki ayıpmış gibiydi. Güzelliğimi ön plana çıkararak ne yapmaya çalışıyordum. Çünkü ben sadece güzel bir kız olamazdım. Başka şeyler vardı. İç huzurum, arkadaşlığım, içtenliğim, sıcakkanlılığım.. Başarım, mühendis hamlelerim.. 

Şimdi madem motivasyon çalışması yapıyorum, bu konularda da kendime bir iki iğne batırayım. Yeminlen zorlasan talip çıkmaz. Evli sanarlar yani. Öyle bir hanım ablalık.


Geçen gün "Neden hala çocuk gibiyim ya.." diyordum. Bir ablam "Yok ya dışarıdan gayet olgun duruyorsun." dedi. Meğer kendi arkadaş çevremde yaptığım serserilik sadece kendi içimizde kalıyormuş. Dışarıdan gayet olgun görünüyormuşum.

Alla alla. Neyse manava gittim o günün ertesi. Yanımda bir kız ve ben manavcıdan bir şeyler istiyoruz. Manavcı yanımdaki kıza yiyecek gibi bakıyor. Ağzına düşecek neredeyse. Bana da göz ucuyla baktı "Buyur abla." dedi. 
Aman. Gitmişsin saçlarını jilet gibi kestirmişsin, dapdar tişört ve pantolon giymişsin, üstelik boynuna zincir takmışsın. Sen "abla" de canımı ye. Az öte dur.

Geçenlerde 16 yaşındaki fotoğrafım elime geçti. Düğünde çekilmişiz. -Ah şu akrabalar senelerce saklıyorlar fotoğrafları.- Fotoğrafa baktım. Ergenliğin ve giydiğim abiyenin yanısıra gayet formda, çıtı pıtı, albenili bir genç kızmışım. Bir an sarsıldım.

Şimdi sağlıklı beslenmeye başladım tekrar ama böyle olmayacak. Kesinlikle dış görünüşüme el atmam gerek. Gelecek günlerde bu konuya yoğunlaşabilirim. 

Baya baya baştan ayağa kendimi yeniliyorum.

Bak bak, ingilizce konuşuyor, montessori biliyor, blog yazıyor, kitap okuyor, az da olsa ağlıyor ama çok gülüyor, arkasından erkekler ıslık çalıyor. Hey yavrum hey! Sonra kimseyi beğenme, evde kal. :)

Ya bu Edischar var ya bu Edischar.. 

Neyse şimdi elimiz ayağımız yine de düzgün. Hayır hayatımda "Güzelsin, prensessin, gözlerinde kayboluyorum.." diyen olmadığı için böyle hissediyorum, doğal. 

Bu kadar dır dır yeter.

Ponçik Edischar'dan Sevgiler.

(Ponçikliğin yanısıra biraz poğaça da)

Erika Anjelik


Hi Darling!

Allaam nasıl bir yazma isteği. Nasıl bir kıpırtı. Nasıl kelebekler içimde, yine bir o yana bir bu yana uçuşuyor. Sanki aşık olmuşum gibi bir sancı. Yazsam da dökülse, sayfalara taşsa.

Perşembe günlerim haftanın en yoğun günü. Sadece haftada bir günümü manevi ritüele ayırıyorum. Kendime göre bir haritam var. Belki yemek yapıp dağıtmak, belki manevi ziyaretler. Bu beni çok güzel besliyor. Haftanın geri kalan günleri için şarj ediyor.

Bugün ise her şey en normaline döndü. Ev arkadaşımla ev kurallarımız var. Her sabah 9'da uyanırız, beraber kahvaltımızı ederiz. Ev işlerini dönüşümlü yaparız ama her gün! O kahvaltı hazırlar ben ise akşam yemeği yaparım. Şimdilik böyle.

Kahvaltıdan sonra epey yayıldık. Çay faslı, kahve faslı sohbet muhabbet derken yine içimde bir dürtü. "Kalk hadi kalk, pazara git. İşlerini hallet.".
Öncelikle eve internet bağlatmaya gittim. Ve sonunda! Gerçekten. 2 yıldır internetsiz evde yaşıyorum. Gözümü kararttım gittim bağlattım. Bu hafta içinde gelecekler diye umuyorum. Ergenler gibi başından kalkmam herhalde ilk günler. Bakalım sınırı aşarsam ona da bir plan program hallederiz.
Hayatım resmen şu görseldeki gibi olsun istiyorum.


İyiden iyiye düzen manyağı oldum. 

Yarın öbür gün evlensem evim jilet gibi olur herhalde. Nineden, anneanneden aktarılan bir gen bence bu. Çünkü hiç böyle değildim. Ne olduysa büyüme hissiyle beraber geldi.

Eh işte pazara gittim. Pazara gitmeden önce dambıl falan çalışmam lazım. Bu kadar yük kollarıma eziyet. Doldur babam doldur. Neyse işte, bamya, börülce, köy domatesi, patates, biraz da meyve aldım.

-Amca, bamya ne kadar?
+30 lira. Çok güzel, bak az önce 3 kilo sattım.
-Kilosu mu 30 lira???? Ne yaptın yav. Yok alamam.
+Az önce Kuveyt'e 3 kilo gönderdim bak. Hadi kızıma 25 ten yapayım. Ne kadar alacaksın?
-Yarım kilo işte.
+Ben de 3 kilo alcan sandım, boşver o zaman.

Amca tamam Kuveyt'e sattın 3 kilo bamya eder sana 90 lira , ama ben Kuveytli değilim. Halis mulis Anadolu insanıyım. Bir bamyaya o kadar para veremem. Gittim ucuzundan aldım. Oh mis gibi pişir pişir ye. 30 liralık bamyayı yerken boğazımdan gitmez benim. Koklarım sadece, bitmesin diye.



Bir takım pazar görselleri.


Dün İngilizcemi geliştirmek için çok güzel bir uygulama öğrendim, blogger arkadaşlardan. Açelya'ya teşekkür ediyorum beni bu uygulamayla tanıştırdığı için. Uygulamanın ismi Voscreen. İngilizce videolar çıkıyor karşınıza, diyalogu anlayıp Türkçe karşılığını işaretliyorsunuz. Çok hoşuma gitti. Ama internetten yediğini bilmiyordum. Hunharca video izledim, en sonunda da baya pişmanlık yaşadım. Neyse olsundu. İnternetim gelince kesinlikle kullanacağım.
Uygulama sahipleri hadi iyisiniz, bedava reklam. ;)

Bu yazıyı burada kapatıyorum, yeni konuya geçiyorum.Bir sonraki yayında.

Edischar.

15 Ağustos 2019 Perşembe

Happy Vibes - Mutlu Hisler


Peki. Nerede kalmıştık?
Bayram bitti ve kütüphane açılır açılmaz kapıya dayanıldı. Yeni programımı yürürlüğe koymak için sabırsızlanıyorum.

İngilizce konusunda yeni kararlar aldım.
*Büyük boy bir deftere - daha önceden kareli büyük boy defter almıştım, niye böyle şeylere giriyorum bilmem- İngilizce grammer çalışıyorum, konu konu ilerliyorum. Kaynak olarak İngilizce videolar ve kütüphanedeki ders kitaplarını kullanıyorum. Yabancı diziler ve İngilizce videolar İngilizce altyazılı izleniyor. İngilizce kısa romanlara başlıyorum. Anlaşıldığı gibi kendimi bu dile maruz bırakıyorum! Evet. Böyle olmazsa pekişmeyecek çünkü. Hatta İngilizce konuşmayı düşündüğüm arkadaşlarım da var. (Blogu da İngilizce yazarmışım, beklenir benden.)

Montessori konusunda ise kursu bitirmiş olan arkadaşımdan yardım alıyorum. O beni çalıştıracak. Bu yükümü çok hafifletiyor.

Oh.Tamam.Çok rahatladım. Bu program süper.Şimdi ilerleyebiliriz.

Dünkü blog yazısından sonra bilgisayarı kenara kaldırdım ve ütü yaptım. "Ne ? Ütü mü ? Bir de utanmadan , yok bulaşık yıkadım, yok ütü yaptım. Bunlarla mı blogu dolduracaksın?" demeyin.
Benim için müthiş zorluk çıkaran bir aktivite bu. Aktivite? :) Ütüyü ertelerim ertelerim, en sonunda dağ gibi birikir, giyecek bir şey kalmaz ya heh işte o an artık ütü yaparım. Ama bu durum çok can sıkıcı. Çünkü üstüme ağırlık biniyor resmen. Ben de dedim "hadi motivation girl kalk da hallet şu işi!. Çok şükür bitirdim. Mutluyum. (Mutlu olmak için bahane arıyorum ben de.)

Daha sonra kendimi dışarı attım. Sırt çantamı aldım, Bursa'nın hiç bilmediğim sokaklarını gezdim. Çok iyi geldi.




 Fazla görsel kullanmak istemesem de bir iki paylaşayım.

Yanıma termosta filtre kahve, kitabımı ve karalamak için küçük defterimi falan almıştım. Dedim misler gibi yayılırım çimenlere kitap okurum, kahve içerim. Anam yok. Geziyorum geziyorum yeşillik bulamadım. En son küçük bir park buldum. Dedim şuraya otağımı dikeyim.
Bu sefer de yaşlı bir amca salça oldu. Daha kahveden bir yudum alamadan kalktım , geze geze eve geldim. Termostaki kahveyi de evde içtim.

Chris Cleave - Altın isimli kitapta sonunda 140. sayfadayım. Bence gayet iyi. İlk sayfalar sıkmıştı ama şuan karakterleri olayı anlayınca okutturdu kendini.

Mim'e cevap veren herkese teşekkürler, yorumlarınızı kısa kısa notlar aldım, hepsini büyük keyifle okudum. Soruları beğenen arkadaşlar da kendini mimlenmiş saysın, cevap hazırlasın. Rahat olun.

Bugün ev arkadaşım da geliyor. Hayat normale dönüyor. Birazdan İngilizce çalışmaya başlıyorum.

See you later ;)
Edischar

14 Ağustos 2019 Çarşamba

İlk Mim, Sen de Varsın.


Evet.
Selam Mimi!
İlk Mim.

Öncelikle Blogger dünyasında çok yeniyim. 2 hafta oldu sanırım.
Bir  8 sene önce tumblr vardı. Oralarda yetiştik. Ama yetişme süreci buralarda devam edecek gibi.
Bu kısa sürede çok sevimli bloggerlar tanımaya başladım. Bütün takipçilerime bir selam daha !

Mim diye bir şey varmış. Sanırım hepiniz biliyorsunuz.. Bilmeyen varsa da işte bir konu başlatıp, sevdiğimiz, konu hakkındaki fikirlerini merak ettiğimiz bloggerları etiketliyoruz(mimliyoruz) ve konuyu onlara paslıyoruz. Sevimli bloggerlar da eğer kabul ederse konu hakkında fikirlerini yazıyorlar:)

Bu ilk mim. Konuyu geceden beri düşünüyorum. Aslında belki kitaplar, gezilecek yerler, müzik, entel dantel ne varsa sorabilirdim. Lakin benim gerçekten merak ettiğim başka bir konu var ve bu konuda yardıma ihtiyacım var.

Yazılarımda da paylaşıyorum, sık sık. İnşaat mühendisiyim. 2 seneye yakındır çalışıyorum. Çalışıyordum.
Şuan ise iş bulamıyorum ve evde vakit geçiriyorum.

Belki de bir yaz tatili hediyesi bu.. Çünkü çalışıyor olsam yine bütün yaz ofislerde, şantiyelerde geçecekti.

Şuan alabildiğine boş vaktim var ama yapacak bir şey bulamıyorum ve sürekli bir şeyler yapmalıyım hissi beni terk etmiyor. Üretmem lazım, öğrenmem lazım. Aslında buluyorum ilgi çekici şeyler , lakin tatmin edici değil.En çok blog yazmaktan hoşlandım diyebilirim. 2. sırada kitap okumak var.

Yani o kadar yoğun tempoda çalıştım ki. -Bir şehir hastanesi bitirdik bir kış boyunca. He firmamla devam edebilirdim tabiki ama İstanbul'a gitmek istemedim. Aslında bir seçim yaptım. Buradaki hayatımı bozup, sürüklenmek istemedim. -Bu yoğun temponun ardından boşluğa düştüm. Net.

Konuyu dağıtmadan esas konuya geçmek istiyorum.


ESAS KONU

1.Belki işsizlik süreci geçirdiniz, ya da yeterince hala boş vaktiniz var.

Bu olabildiğince boş vakitte neler yaparsınız?
-Ekonomik olarak uygun olması gerekiyor, çünkü işssizlik malum.

2.Motivasyonla ilgili bir blog olduğum için, plan yapma, ajanda tutma gibi konularda fikirlere ihtiyacım var.

Gününüzü nasıl planlıyorsunuz?
-Özel bir metot, not defteri.. Günlere göre mi, haftalık mı, aylık mı plan yapıyorsunuz? Nasıl bölüyorsunuz işleri?

3.Hedefler büyük önem arz ediyor. Çünkü insanı gaza getiriyor.

Hedefleriniz var mı? Varsa neler?
-Eğer paylaşırsanız belki hayatımızda eksik olan, yapılması gerekenleri fark ederiz. İlham olur diye düşünüyorum.

4.Bu da kişisel bir soru. Şuan ingilizcemi geliştirmeye çalışıyorum lakin çalışırken çok sıkılıyorum. Kurs veya okula gitmeden nasıl ilerleyebilirim. Şuan intermediate seviyesini ilerletmeye çalışıyorum. Bir işe girince ben intermediate'ım diyebilmeliyim. İlk hedef bu.

İngilizce nasıl geliştirilir?
Eğer konu sıkıcıysa pas geçebilirsiniz:)

Daha rahat olur diye başlıklara böldüm. Bakalım eğer bu mim olayından keyif alırsak, hepimiz için faydalı olmaya başlarsa, değişik konularda mim başlayabilir.

Hatta ne bileyim film belirleriz, kitap belirleriz, okuyup üstüne yorumlarımızı yazar paylaşırız.
Aslında belli konu üzerine oturup yazabileceğimi sanmıyorum ama çok güzel yazan bloglar tanımaya başladım.

İlk mim ilk takipçilerime gelecek. Siz de kendi istediklerinizi mimleyebilirsiniz, lütfen beni haberdar edin :)


Taha Akkurt , İyi Geceler Küçük Joe , Kitap Gizi , Sade ve Derin - Deeptone , Bi Çay Bi Çaylak , Kitap Eylemi , Umut Durakları , Beyaz Ciklet , Kiyilar Mutedil , Pastel , Momentos , Beydanın Kitaplığı , Meşe Fısıltıları , Rafael Aybuke , Kağıt Salıncak , Rekürsif Düşünce , 1 günce , Goncanın Dünyasından , Çilek Suyu ve geriye kalan unuttuğum kim varsa, inanın etiket koyarken yoruldum, yazıyı okuyan tüm arkadaşları mimlemiş olayım.

Şimdiden herkese teşekkürler.

Sevgiler.
Edischar.

13 Ağustos 2019 Salı

Mim Talebi

Arkadaşlar , mim diye bir şey varmış blog dünyasında. Daha yeni öğrendim. Lakin hiç göremiyorum buralarda. Bir iki mim başlasa , biz de faydalansak :) konuşsak, yorum yapsak, yazsak falan. Fikirlerinizi merak ediyorum. Belki ben başlatırım yakında.. Neden olmasın ?

Limonlu Soda Sohbetleri-2


Aslında sodam bitti ama seriyi bozmak istemedim. Bugün bir blogta gördüm, Pilli Bebek-Bu Biçim şarkısını. Epey güzel şarkı. Zaten Pilli Bebek, benim için çok özeldir. Behzat Ç. ile tanıdım grubu. Zaten Behzat Ç. de çok özeldir.. Dizinin sonunu getiremedim, hep baştan baştan izledim yarıda kaldım ama olsun. Belki bir gün bitiririm. Hm, yeni sezona da başlayamadım. Evde internet yok, bir de blutv ye nasıl üye olayım.

Tekrar tekrar düşünüyorum. 6 ay sonra nerede olmak isterim. Tamam hayat sürprizlerle dolu ama en iyi ihtimalle ufak çapta planlar işte, yaptığım. Hedeflerimde başka şeyler de olmalı. Bir kazanç, emek verilecek bir şey. İngilizce ve Montessori çalışırken müthiş sıkılıyorum. Acayip yani. Hatta çok az yol aldım daha. Geçer umarım.

Başka şeyler de olabilir mi diyorum. Aslında inşaat mühendisiyim. Tabi isterim, ofis işi temiz. Ekolojik evlerle ilgilenmek istiyorum aslında ben. Yeşil bina projeleri falan. Öyle bir firma da var burada ama kararsızım. Yani bu işte mi devam edeceğim bilmiyorum ki..

Sanki ev hanımı oldum çıktım. Babam da üç beş yolluyor işte bişeyler. Evde bolca vakit. Tamam para konusu belki zorluyor şuan ama yine de keyfim yerinde.
Yani bir kadın için çalışmak cidden zorlayıcı olabiliyor. Bir yandan da düzenli ve keyifli. Bir şeyler başarıyorsun falan. Hele benim gibi başarıyı müthiş seven biri ?

Diyorum belki bu boş vakitte kendime kattığım şeyleri, işe başlayınca da devam ettireceğim ve aslında bir kademe yükseltmiş olacağım çıtayı. Blog yazacağım, kitap okuyacağım, Montessori falan. Artık temizlik, düzen ve yemek konularında da ilerledim.

Ya şöyle bir kısmet çıksa , bambaşka olur da. O da yok. Belki artık evlenip, yuva kurmalı. Eviyle ilgilenmeli insan. O kişiye yardımcı olmalı falan. Bir paylaşım. -Bu sadece hayatın sürprizlerine kalıyor.-

Hep şöyle hayal ediyordum kendimi, belki hala bile. Başarılı bir iş kadını, kendi şirketini kurmuş, yükselmiş. Çok çalışmış, başarmış. Para da epey kazanmış. O parayla da hayır hasenat yapıyor.

Şimdiyse bir şeyler tıkanık. Buğulu.

Bu kadar evde kaldıktan sonra işe dönmek bile korkunç gibi. Sanki tamam her şey, buna alış. Bu yaşama alış. Kendine yatırım yap ama çalışmak zorunda değilsin. Yorucu dışarısı.

Ne bileyim işte.

Umutsuz da değilim. Sadece biraz hayatı bekliyorum. Hepsi bu.

Limonlu Soda Sohbetleri



Blogum bir anda strawberry shortcake sevimliliğine dönüştü sanki. Aslında yazmaya başlarken kafamda hiçbir tema oluşturmadım. Sadece içimden geçenleri yazacaktım. Öyle akıp gidecekti. Ortaya böyle bir blog çıktı. Bence hoş da oldu.

Eve geçenlerde 6'lı limonlu soda almıştım. Ne zaman bilgisayarın başına geçsem elime de bir limonlu soda alıveriyorum. O yüzden başlık bu şekilde oldu.

Sabah hafif hissetmek için biraz kellogg's , içine de biraz meyve. Aşırı hafif başlayınca güne güzel gidiyor.

Saat 16:35 ve sabah 9:30 dan beri temizlik yapıyorum. Ya ben temizlik hastası olacağım bu gidişle. İç disiplin yoluyla işlerimi düzene koyayım derken, büyük bir iştahla temizlik yaptığımı fark ettim. Aman canım neyse kız evi de temiz düzenli olur zaten.

Merdiven altı dolabı vardı. Ne zamandır aklımdaydı. Bir güzel sildim süpürdüm, düzenledim. Poşetlerin üzerine etiket yapıştırdım. Ahşabın verdiği kokuya çözüm olarak, bir şişe içine sirke-lavanta yağı-karbonat ve suyu kullandım. Sonrası pıst pısst.  Hatta gazımı alamadım, evin her yeri de temiz koksun diye sıkıverdim. ehe.

Aslında sabah bir şey fark ettim.
Uyandım, bir mutsuz gibiyim. Dedim niye ki? Ev arkadaşım gitti yalnız kaldım, ondan herhalde. Sonra düzelttim kendimi. Dedim "Sen kendin için yapıyorsun bu motivasyon işlerini, hiç kimse olmasa bile düzene uy, işlerini hallet.".
Bir anda toparladım. Öyle şükrettim falan uyandığıma. Bir günüm daha armağandı. Bu new age akımı, pozitiflik gibi şeyler değil de; Hayatta olması gereken şükür, gözün doyması ve olgunluk hissi.
Aslında insan tembellikten depresyona giriyor. Bak, depresyona girmeye vakit bile yok !


                                                                              Uyanınca manzaram da bu. 
Büyüyoruz be azizim. Büyüdük.
Önceden, Peter Pan olmak isterdim. Büyümeyi hiç istemedim. Şimdi bakıyorum da büyümenin de güzel yanlarını keşfedince tüm endişeler gitti.. Şimdiyse Peter Pan'in ablasıyım. Belki annesi de olurum ileride.

24 yaşına girince bir olgunluk yüklendi. Zaten 23 buçukta bir şeyler artık değişmeli hissi gelmişti. "Bazı şeyler sadece o yaşa gelince anlaşılıyor ." demişti ablam. He valla aynen öyleymiş. Önceden yaptığım şeylere de gülüp geçiyorum. Yani tabi yaşça büyük ablalar da beni çocuk gibi görüyor gözünde, ama n'apalım elimizdeki birikmiş yıllar şuan bu kadar.

Ton balıklı sandviçimi yaptım, koydum kenara, hala bir ısırık alamadım, aklımdan geçenleri yazacağım diye. Yazmak büyük bir ihtiyaç tabi..

Hala daha tam toparlayamadım yazacaklarımı. Belki bir kaç posta daha yazarım.
Sandviçimi yiyeyim de.

Uğrarım.
Edischar.

12 Ağustos 2019 Pazartesi

Çekici Frambuaz ve Böğürtlen


Edischar'dan herkese Selamlar!

huh. Nasıl bir bayram süreci. Resmen dibine kadar yaşıyorum bu bayramı. Aslında tüm bayramlarım büyüdükçe yoğun geçmeye başladı. İşler bize kalıyor malum.

Dün çok güzel bir alanda kurban kesimine gittik. Piknik havasındaydık. Kahvaltılar edildi, çaylar içildi hemen kurban kesimine geçildi. Ve ertesinde tabiki etleri doğrama kısmı .. Anadolu insanı olan ben tabiki kolları sıvadım. Kavurmalık ve haşlamalık olarak etleri doğrayıp, ayırdım. ehueh.

Sabah 6 buçukta başlayan serüvenimiz gece 12 ye kadar sürdü. Bayram için misafirlerimiz de vardı. Tabiki yapılan bütün o bayram temizliği gözle görüldü ve övgüler alındı. İşte içsel disiplin ile başarı! Yapılan iş temizlik bile olsa oradaki disiplin sayesinde gözle görülür emek ve sonrasında alınan tatmin duygusu.. Yani, misafir gelince o bir haftalık temizlik bir günde kayboldu. Ama olsundu. Hiç üzülmedim. Tabiki dağılacak ve yeniden toplanacak!
Şimdi kendimi yeni bilgisayar başına atabildim. Bir yandan çamaşır makinesi çamaşırları döndürüyor. Bu yazıdan sonra da büyük ihtimal ev derleme toplama devam edecek..

Bugün sabah kahvaltıya Cumalıkızık göyüne gittik. 10 senedir Bursa'da olan ben, her nasılsa hiç bu bilindik köye gitmedim. Zaten insan yaşadığı yeri gezmiyor niyeyse. Hep en çok gezenler dışarıdan turist olarak gelenler.. Neyse, köy de baya güzeldi. Serpme kahvaltıya ek olarak gözleme, patates kızartması ve sucuklu yumurta söyleyince çoğunu bıraktık. Hepsini yemek istiyorsun ama olmuyor. Mide çeperi daha nereye genişlesin.

Köyden eve taşınan güzellikler, ahududu ve frambuaz oldu. Şimdi filtre kahve eşliğinde atıştırıyorum.. of. Hayatta pek az şey bu zevki verebilir.

Köy gezimizden sonra Bursa'nın belli Evlivalarını gezdik, müthiş güzel bir yer vardı bol bol foti çekildik.


                                                   Fotoğraf- Tezveren Dede Hz.

Kitap olarak Chris Cleave - Altın'a başlamıştım, malum henüz ilerleyemedim. Umarım beğenirim. Yoksa bir kitap daha ilk 50 sayfaya gelemeden bırakılacak. Yazarın diğer kitaplarını nedense beğenmedim. Çok ünlü olmasına rağmen. Ama belki de kafam dağınıktı, okuduğumu anlayamadım.

Şuan ev müthiş sessiz.. Bütün iki günün yorgunluğunu şuan oturduğum berjerde atıyorum. Bayram sonrası yine hayatımı düzene koyacağım. Belki de yarın sabahtan itibaren, bilmiyorum. Çünkü yalnız kaldım. Bütün o arkadaşlarım, o gemilere binip gittiler.

Şimdilik hoşçakalın.
Edischar.