15 Eylül 2019 Pazar
Erik Dalı
Babaannemin mutfağından selamlar.
Nişanı atlattık çok şükür. Nişan da denemez aslında. Kokteyl doğru tabir olur. Bistro masalarda hafif müzik eşliğinde bir söz yapıldı. Saat 10'a kadar ne zaman oynayacağız diye bekledim. Meğersem oynamalı düğün değilmiş. Ey Allah'ım. Tabi ısrarlar üzerine erik dalı, dilara ve bir kaç halay çekerek geceyi tamamladık. Oynamadan olur mu canım.
Yıllar sonra kuzenlerimi gördüm. 3 senedir gelmiyordum bu şehre. 2 kuzenim evlendi ben buralarda yokken. Küçükler büyüdü.
Eskiden ne güzeldi. Çocuktuk. Beraber vakit geçirirdik, sarılırdık, severdik birbirimizi. Şimdi el kızları geldi kuzenlerimizi sevemiyoruz. Gözümüzün içine bakıyorlar iki laf konuşurken.
Küçükler, boyumuzu geçmiş. Delikanlı ve genç kız olmuşlar. Vay be zamanın geçtiğini buraya gelince anladım. Hele çoğu akrabam beni ilk başta tanımadı düğünde. Epey değiştim tabi. Önce tanıttım kendimi. Sonra şapur şupur öpmeye başladılar. Sürekli nineler, halalar yanağımı çekip öpüyordu en son.
Çarşamba günü dönüyorum kısmetse. Babaannemle, dedemle vakit geçireceğim.
Ya peki ben ne zaman evleneceğim??
Edischar.
13 Eylül 2019 Cuma
Edischar on the Road
Uzun bir otobüs yolculuğundan hepinize merhaba,
Şuan otobüsteyim. Fakat Eskişehir otobüsündeyim. Peki neden? Uzun yolculuğumu yapacağım otobüsümün kalkış saatini 18.00 zannediyordum. Meğersem 17.30'daymış!!! Vezneye gittiğimde görevlinin bana 18:00'de otobüsün olmayıp, 17.30 da yani 5 dk önce yola çıkmış olduğunu söylediği zaman yüzümün almış olduğu şekli hayal edebiliyor musunuz? Gözüm falan seğirdi. Beynim bulanıklaştı. Bavulumdan destek almaya çalıştım. Çevre yoluna çıktıkları için de bekleyemezlermiş.
Günde sadece 2 otobüs var ve en sonuncusu da gitmişti. Misafir yolcu olduğum için baya nazlandım ve beklemelerini söyledim. "Yarın akşam nişan var nişan!! N'apcam ben şimdi??" dedim. Neyse ki bir yol buldular ve şuan Eskişehire gidiyorum tekrar. Oradan aktarma yapacağım.
huh.
Bugün ise 2 saat içinde kuzenimin nişanı için bana ayakkabı ve elbise alışverişi yaptık. Kızlar için bu bir rekor bence. Nişan elbisesi bulmak, ayakkabıyı uydurmak günler sürer normalde. 2 arkadaşımla beraber Bursa kapalı çarşılarında bir o abiye, bir bu elbise derken onlarca elbise denedik. Denedik diyorum çünkü diğer arkadaşım da benden özenip arkadaşının kınası için kendine elbise aldı.
Bu arada, aynı elbise modelinin farklı rengini, aynı eşarbı ve neredeyse aynı ayakkabıyı aldık :D Şaka gibi. Ama en yakın arkadaşlar böyle yapar. Kardeşler de...
Yarın sabah gideceğim memlekete varmış olurum inşAllah. Dualarınızı alırım. Yarın akşam nişan var ve muhtemelen sabahtan itibaren akşam için hazırlanmaya başlarız. Kuafördü, makyajıydı derken..
Ama en son 6 yıl önce düğüne gitmiştim. Şuan böyle şatafatlı bir nişana gidecek olmak beni heyecanlandırdı. Kıyafetimi de çok beğendim. Yine ablanız "asil". Asillik ve şıklıktan ödün vermem. Özellikle bir aslan burcu olarak o davette en göze çarpan olmayı her türlü başarırım. Rüküşlükle değil kesinlikle biliyorsunuz.
-Bir de şu çalışmadığım günlerde düzgün kombinlerle dışarı çıksam müthiş olacak.-
Bütün yaz evde yattım yattım, eylül geldi bir hareketlenme, bir akrabalarla buluşma.
Senden Önce Ben kitabımı son 50 sayfasında noktalamak zorunda kaldım. 450 sayfalık kitabı sırf 50 sayfa için yanıma almak istemedim. Filmini izledim gece. Bari sonunu göreyim dedim. Ya böyle bir saçmalık olamaz. Film resmen beklentimi karşılamadı. Hem de hiç. Kitap çok güzel olmasına rağmen, filmde karakterler hiç oturmamış ve acayip sıkıcıydı. Hele Lou'nun kaş mimikleri midemi bulandırdı. O kadar!
Şimdilik hoşçakalın. Müzik listemle sabaha kadar yolum var!
Edischar.
11 Eylül 2019 Çarşamba
Yollar ve Burger
Eskişehir'deki son günüm. Yarın ayrılıyorum. Bursa'ya geçeceğim. Oradan da başka bir şehre geçeceğim. Sürpriz olsun. Yollar bir anda açıldı. Bu sefer 10 saatlik bir yolculuk olacak ama..
Aslında ihtiyacım olan bu diyordum. Uzun bir yolculuk. Başını cama dayayıp yolu izlemek, müzik dinlemek.. Aklındakileri toparlamak, dalmak düşüncelere. Bu kadar saat insan kendine vakit ayıramıyor ne de olsa. Hep bir dinamiklik gün içinde.
Şimdiden yol müzikleri listesi yapsam iyi olur.
Ha bir de bugün burger pişirdim evde. Annem bayıldı. İlerde kesinlikle bir "Burger" dükkanım olacak. İnanıyorum. Burgerle ilgili ayrı bir tutkuya sahibim.
İncir Reçeli 2'yi izleyeceğiz birazdan. Aslında yıllar önce sinemada izlemiştim ama uzun zamandır görmediğim annemi şımartmaya çalışıyorum. Onun istediği olsun diyorum.
Başroldeki kızın Galata kulesini gören atölyesi aklıma kazınmış resmen. Filmden bir tek o sahneyi hatırlıyorum ve tekrar o sahneyi görmek için sabırsızım şuan.
Sizler nasılsınız bu arada? Hayat güzel gidiyor mu? Enerjiler yerinde mi? Mutluluk duyacağımız şeyler buluyoruz dimi? Hadi bir gülümseyin bakayım :)
Kalın sağlıcakla, mutlulukla, neşeyle, şükür ile..
Edischar.
10 Eylül 2019 Salı
Ağaç Ev Sohbetleri - 2
Bu haftanın sorusu:
Doğamız giderek tehlike sinyalleri veriyor. Küresel ısınma ve çevre kirliliği en had safhada. Bunlar için geri dönüşüm, sıfır atık, daha az tüketim hatta poşetlerin paralı olması gibi önlemler alınıyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Geleceğimiz için daha yaşanılır bir dünyayı nasıl sağlayabiliriz?
Konuyla ilgili düşüncelerim biraz çarpıcı gelebilir. Dinlediğim fikirler ve yorumlamalar ışığında ben de kendi çevreye duyarlılığımı geliştirdim.
Uyanışımın ilk yıllarında ciddi derecede efor sarfediyordum. Şehirden köye bile taşınmıştım. Tam o zamanlar bahçede kompost yapma girişimlerim vardı. Sonuçsuz kaldı. Poşet ve plastiği azaltmayı düşündüm. Onda da başarısız oldum. Kendi diş macunum, deodorantım, temizlik malzemelerimi kendim yapmaya çalıştım. Ondan da bir süre sonra caydım.
Alışık olduğum bir hayat, hazıra konuş, tüketim ve alternatif doğal ürünlerin pahalı olması etkenleri vardı. Bir anda değişim hiç de düşündüğüm gibi olmadı. Başarısızdım. Yapamıyordum. Dünyayı kirletmek, tüketmek istemiyordum ama bunun alternatifleri ne yazık ki kolay değildi.
Çevre mühendisi bir arkadaşımla bu "sıfır atık", "paralı poşet" gibi uygulamaları konuşuyorduk. Almanya seyahatimde gördüğüm "paralı poşet" ve "geri dönüşüm kutuları" beni etkilemişti. Keşke Türkiye'de de bunlar uygulansa diyordum. "Ne kadar cahiliz, geri kaldık." diyordum.
Lakin çevre mühendisi arkadaşım öyle düşünmüyordu. "Biz ne kadar poşet kullanmasak da her şeye dikkat etsek de, endüstri tesisleri sulara akıttığı kimyasallarla, havaya saldığı gazlar ile dünyayı öyle bir kirletiyor ki, onlar buna son vermeden bizim yaptığımız her şey sonuçsuz kalıyor." demişti. Onu o kadar saçma bulmuştum ki. Kavga edecektik neredeyse. "En azından herkes kendi yapabildiğini yapabilir." diyordum.
En çarpıcı söyleyeceğim şey ise şuan bu fikre katıldığımdır. Evet, "Endüstri tesisleri, fabrikalar kendilerini düzeltmedikçe bizim yaptığımız her şey yetersiz kalacaktır.". Eğer bu konuyu gerçekten kafaya takıyorsak, fabrikalarla, HES lerle mücadele etmeliyiz.
Tabiki erdemli bir insan olmaya dikkat ederek ve sorumluluk duygusuyla elimden gelen her şeyi yapıyorum. Ama benim yaptığım şey ile ne yazık ki dünya kurtulmayacak. Keşke kurtulsaydı.
"Sıfır atık" konusunda ise; bir insanın hayatında üzerine bu kadar yük yüklenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Biz "sıfır atık" diyerek, çöpümüzü azaltacağız diye göbeğimiz çatlıyor, ki bir süre sonra sonuçsuz kalıyoruz. -Çünkü çok yorucu.-
Vicdanen rahatlamak için yapılabilir ama bir sonuca ulaşmayacak. Maalesef araştırmalarım beni bu sonuca götürdü. Dünyanın sonuna da yaklaştığımızı düşünüyorum. Bir 1000 yıl daha olmayacak maalesef. Her konuda umutlu olan ben bu konuda umutsuzum..
Yine de biz elimizden geleni yapalım. Sorumluluk alan ve erdemli bireyler olalım. Araba kullanımını azaltalım. Arabalarımızın motorlarını düzenli olarak temizletelim. Daha çok yürüyelim, bisiklet kullanalım. Yağlarımızı atık depolarına gönderelim. İsraf etmeyelim. Yanımızda alışveriş çantalarımızı taşıyalım. Denizlere çöp atmayalım. Genel olarak çöplerimizi yere atmayalım.
Bu konuda fikrimi değiştirecek arkadaşlar varsa, yazınızı yorum olarak paylaşın lütfen. Ağaç Ev'de haftaya görüşmek üzere...
Edischar.
9 Eylül 2019 Pazartesi
Kısa Bir Mola
Dün bütün gün aşure ve misafir ağırlamayla geçti. İlk defa aşurenin nasıl yapıldığını gördüm ve artık seneye belki kendi başıma bile yapabilirim :) Tabiki en en en sevdiğim tatlıdır kendileri. Pişerken biraz tadayım, olduktan sonra tadayım, misafirlerle de bir tabak yiyeyim derken epey abartmışım olayı. Zaten neyi tadında bıraktım ki bugüne kadar ? Olsun, bütün yıl bu stokla yaşanır.
Bu sabah Eskişehir'e geldim. 5 yıl üniversite okuduğum şehir. Ailem de burada olunca uğramak için sebep oldu. Annem de yıllık izne ayrıldı. Bana da hava değişikliği şart oldu.
Bu kadar zaman geçirdiğim şehrin bu kadar yabancılaşması müthiş tuhaf geldi. Sanırım o zamanlar baya popüler biriydim buralarda. Hayatın tadını çıkarırken de abartıp sosyallikte çığır açmıştım. Her türlü arkadaş grubum vardı. E öyle olunca bu küçük şehirde yürürken her sokakta tanıdık biri karşıma çıkıyordu. Sanırım artık bizim zamandan da kimseler kalmadı. Şuan ise özgürce dolaşıyorum. Görsem de selam vermem çoğuna. Kafa yapım seneler içinde baya bir değişti. Daha seçiciyim. Büyüyoruz be hacım.
Bursa'yla kıyaslamaya değmeyecek bir şehir benim gözümde yine de. Bursa'ya aşığım. Havasına, dokusuna, tarihine.. Mahremiyetine.
Bir turist edasında güzel görüntüler yakalamaya çalıştım. Buralara bir yerlere salıyorum. Buraya Sin City ismini taktım.
Eflatun kafede kitap okumayı severdim.
Şimdi annemle kek ve poğaça pişirmeye gidiyorum. Gecenin ilerleyen saatlerinde Ağaç Ev yazım gelecek. Az kaldı :)
Görüşmek üzere
Edischar.
Ağaç Ev Arşivi - 1
Merhabaaa,
2 gündür uğrayamadım. Birazdan yayın üstüne yayın gelecek :)
Ağaç Ev'in ilk turuna katılan tüm arkadaşlara teşekkürler. İşte geçen haftaki konumuz olan "Televizyon" ile ilgili tüm blog yazarlarının cevapları aşağıda. Herkesin elceğizlerine sağlık.
Şevval - https://aranizdanbirilehayatadair.blogspot.com/2019/09/herkese-merhaba-gecen-hafta-baslattlan.html
Bilginin Penceresi - https://bilgininpenceresi.blogspot.com/2019/09/agac-ev-sohbetleri.html
Kaystros Tyrha - https://kaplandiary.blogspot.com/2019/09/ahsap-ev-sohbetleri-01.html
Manxcat / Kuyruksuz Kedi - http://nurruyakara.blogspot.com/2019/09/ben-sana-degil.html
Adamkarga - https://adamkarga.net/telebisey-vardi-hani/
İsmail Usluer - https://usluer.net/nerede-o-dantelli-televizyonlar/
Pudra Şekeri’M - http://pudrasekerim.blogspot.com/2019/09/agac-ev-sohbetleri.html
Mavi Gökyüzünün Elleri - https://mavigokyuzununelleri.blogspot.com/2019/09/agac-ev-sohbetleri-01.html
Mustafa Türk - http://turkmustafa.com/karsisina-oturup-susum-kutusu/
Belle’nin Kütüphanesi - https://belleninkutuphanesi.blogspot.com/2019/09/agac-evi-sohbetleri-01.html
Edischar
7 Eylül 2019 Cumartesi
Montessori Kampı 2.Gün
Kampım tüm hızıyla ve ilgi çekiciliğiyle devam ediyor.
Anaokulu seviyesi Montessori öğreniyorum şuan. Asıl amacım ilkokul seviyesini öğrenmekti. Öncelikle anaokulunu bilmem gerekiyor diye düşünüyordum. Aslında öyle bir gayrete gerek olmadığını öğrendim. Lakin anaokulundaki materyalleri, ilkokulda da devam ettireceğim için şuan yine de öğrenmemin artısı olacağını düşünüyorum.
Montessori öğretmeni olan arkadaşlarım felsefik kısmıyla daha çok ilgilenmem gerektiğini söylüyorlar. O yüzden bol bol konu anlatımı, Montessori felsefesi, Montessorinin ince noktaları, çocukların düşünce tarzını çalışıyoruz.
Şimdi ne alaka, bu kız inşaat mühendisi. Neden Montessori öğretmenliği çalışıyor?
Esas kritik noktaya geldik sanırım.
İnşaat mühendisliğini devam ettirmemeye karar verdim. :O
Çok ani ve keskin bir karar evet.
Ama hayatıma Montessori öğretmeni olarak devam etmemin benim için daha iyi olacağını düşünüyorum. Tüm işaretler de bunu gösteriyor. Belki eğitimleri tamamlama sürecine kadar mesleğime biraz da olsa devam edebilirim ama hayatımın geri kalanında tamamen Montessori Öğretmeni olmayı seçiyorum.
O zaman niye bu bölümü okudum? Bilmiyorum. Bu alanı Montessori ye katabileceğimi düşünüyorum. Tabiki benim için çok ani bir değişim. Bunu seçmemde bir çok faktör var.
Ablamın Montessori okulunun olması da konuya dahil.
Bu alanda daha çok ilerleyip, kendimi keşfedebileceğimi fark ettim. Ve çocukların hayatında ufak da olsa bir rolüm olsun isterim. Bu doğrularına ve etkilerine inandığım bir eğitim sistemi.
Bir ay sonra ilkokul eğitimi anlamında güzel bir kurs buldum. Bir sene boyunca eğitim almayı düşünüyorum. Şuan proje aşamasında fikrim lakin 1 hafta içinde belli olacak.
Olumsuz eleştiri kabul etmiyorum. Bu benim hayatım ve her zamanki gibi saygı bekliyorum.
İnşaat mühendisi olurken de herkes karşı çıkmıştı. Ben kendi yolumdan gidiyorum ve direksiyonun benim elimde olması müthiş güzel. Dopamin hormonlarım aktif.
Ha biliyor musunuz,
Montessori metodunda ;
-Çocuğa "Aferin" içerikli övgü sözcükleri kullanmıyoruz. Çünkü dış disiplin değil, iç disiplini öğrenmesini istiyoruz. -Neyi neden kendi için yaptığını bilsin.-
-Çocuklar ne dediğimize değil ne yaptığımıza bakıyorlar. Yani biz "Yemeği çatalla yemelisin deyip, o varken elle bir şeyler yiyorsak" bu tamamen kırılıyor.
-Her konuda çocuklar bizi taklit ediyor. O yüzden davranışlarımıza çok dikkat etmek zorundayız. Bu aynı zamanda müthiş bir kendini geliştirme fırsatı sunuyor. Çünkü yaptığın her şeyi alıyor ve senden kötü bir şey öğrenmesini istemiyorsun.Konuşma tarzın, iletişimin, hareketlerin hepsi çok önemli.
Biraz Montessori videosu izleyip, kitap araştıracağım.
Sanırım aşure yapma vakti de geldi. Bugün bir alışverişe çıkabilirim.
Yarın Ağaç Ev Sohbetlerinin 2.konusunu duyuracağız.
Yeni hedefler ve planlarımı sizinle paylaştığım için mutluyum. Umarım konuyu daha da çok seversiniz. Kamp sürecinde olduğum için bu konuya ağırlık veriyorum. Zaman zaman tatlı tatlı konuşuruz yine. Öptüm.
Sevgiler
Edischar.
6 Eylül 2019 Cuma
Montessori Kampı 1.Gün
Dünkü yazımda bütün gün mutfakta olacağımdan bahsetmiştim. Yemekler, misafir ağırlama her şey tıkırında ilerledi. Görev tamamlandı.
En zorlayan yemek patlıcan dizme oldu. Tarifte patlıcan, biber, soğan ve domatesleri sırayla diziyordunuz. Bir türlü düzgün sırayla yapamıyorum haydaaa. Birden aklıma Barış Manço'nun domates biber patlıcaan şarkısı geldi. Tarifteki sırayı bilmem ben Barış Manço'nun sırasıyla dizdim sebzeleri. O şekilde altından kalkabildim.
Bugün ise yeni bir hedef ile karşınızdayım. "Montessori Kampı.".
Öncelikle "kamp" nedir? Çadırlı, doğalı olanından değil. Onu zaten biliyorsunuz. Kamp yapmak, bir hedef koyup belli bir sürede onu tamamlamak anlamına geliyor.
Montessori Materyalleri
Montessori nedir?
Montessori, çocuğun bireysel becerileri ve ilgi alanlarına uygun olacak şekilde, her çocuğun farklı öğrenme hızına sahip olduğunu kabul eden, özgür eğitim bilimidir. İsmini ise yöntemin geliştiricisi olan İtalya’nın ilk kadın doktoru, Pedagog Maria Montessori’den almaktadır.
Bu en genel, dünyada kabul edilmiş Montessori tanımı.
Benim anladığıma gelelim.
Her çocuk özeldir, her çocuğun farklı ilgi alanları ve yetenekleri vardır. Her çocuğun öğrenme hızı farklıdır. Her çocuğun öğrenimi birebir takip edilmelidir. Çocuklar her şeyi dokunarak öğrenir.
(Sıkılmıyorsunuz dimi? Sabredin, bitiyor.)
Montessori materyalleriyle okuma, yazma, matematik, günlük yaşam becerileri kazandırılır. Çocuk bu eğitim metoduyla bireysel ihtiyaçlarını kendi gidermeyi öğrenir. Neyi neden yaptığını bilir, kendini tanır. Bu eğitimi alan bir çok insanın büyük başarılara imza atmış olduğunu görüyoruz. Aşağıya bu eğitimi almış birkaç isim bırakıyorum.
Prens William ve Prens Harry – İngiliz Kraliyet Ailesi Prensleri.
Jeff Bezos, Amazon'un kurucusu.
Beyonce, 16 Grammy ödüllü şarkıcı
Sergey Brin ve Larry Page, Google'ın kurucuları
George Clooney, Oscar ödüllü aktör.
Helen Hunt, Oscar ödüllü aktris.
Gabriel Garcia Marquez, Nobel ödüllü yazar.
Dakota Fanning, Aktris.
ve daha nicesi Montessori eğitimi almış başarılı insanlar.
Tabiki şuan en kaba tabiriyle anlattım. Bu bir hafta kampa girip Montessori eğitimi almış arkadaşımdan videolar, notları takip edip 1 haftada eğitimi tamamlamayı planlıyorum. Neden böyle bir alana yöneliyorum, ilerleyen günlerde açıklayabilirim. Ama sürprizli şeyler olacak gibi.
Umarım bu konudan sıkılmaz, ilgiyle takip ederseniz. Yeni şeyler öğrenmeyi seviyorsanız, hoşunuza gidecektir diye tahmin ediyorum.
Şimdi ilk derse başlamaya gidiyorum.
Sevgiler
Edischar
Etiketler:
blog yazarlığı,
blogger,
bursa,
çocuk gelişimi,
ders,
disiplin,
düzen,
edischar,
eğitim,
hedef,
iç disiplin,
kamp,
maria montessori,
metin yazarlığı,
Montessori,
motivasyon,
öğretmen,
plan,
program
5 Eylül 2019 Perşembe
Edischar in the Kitchen
Okuyom ben ya!
Bir ara böyle bir video dolanıyordu. Sahi kaç sene geçti üzerinden? Okğğğuuyom ben ya!
Dün kütüphaneye gittim. Hani şu kitapların pahalı olduğuna dair bir yazı yazmıştım geçen günlerde. İsyanlardaydım çünkü aradığım kitabı bulamamıştım kütüphanede, almaya gittiğimde de kitap 40 TL ydi. Dedim yine bir şansımı deneyeyim, belki kitabı bulurum bu sefer. Hakkaten de öyle oldu. İstediğim kitap kütüphane rafında ışıl ışıl duruyordu. Hem de 2 tane birden gelmişti.
Şimdi kitabın adını yazacağım, hemen "Aaay onun filmi de vaar :)" demeyiniz. :D
Jojo Mayes-Senden Önce Ben kitabın adı. Bu yazarı çok sevdim. Kitapları o kadar akıcı ki, en meşhur kitabını da okumak istedim. Çok akıcı yine bu kitap da ve büyük bir sevimlilikte ilerliyor. Şimdiden 100 sayfa okudum bile.
Bugün misafir var. Büyük bir yemek organizasyonu yapmalıyım. Dünden belirledim neler yapacağımı.
Yoğurtlu Kabak Çorbası
Semizotlu Bulgur Pilavı
Mozarellalı Patlıcan Dizme
Belki yanına da komposto.
Bütün günümü pazar, market ve mutfakta geçireceğim. "Kolay gelsin" dileklerinizi alırım.
Sevgiler
Edischar
4 Eylül 2019 Çarşamba
Aşk-ı İnternet
Merhaba,
Misafirliğe davetliyim bugün. Ama gitmeyeceğim. İnternetime henüz kavuşmuşken evden dışarı adım atamam söyleyeyim.
Oh be evde internet olması rahatlığı varmış.Resmen ortaçağdan geliyorum. 2 sene internetsiz evde yaşadım. İnternetim gelir gelmez de izlemek istediğim filmleri, dizileri hemen izlemeye koyuldum.
Dün "Five Feet Apart" filmini izledim. Daha önce bu konuda bir film izlememiştim. Güzel oldu. Beğendim. Çok aşırı beğenmedim ama ortalarda işte, izlettiriyor. "Bu nasıl film adı" diye söylenirken filmin ilk 10 dk sında falan anladım olayı.
"Stranger Things" 3.sezon 3. bölüme geçtim. Bu sezon da biterse naparım diye yavaş yavaş izlemeye çalışıyorum. 2. sezondan direk 3.sezona geçince çocukların büyümesini görmek beni feci duygulandırdı. Bir boy atmış hergeleler. Hele El tam bir genç kız olmuş. Ben şok. Bir sonraki sezon 2 sene sonra çekilecekmiş diye bir duyum aldım amaaaannn leleleleleel nasıl bekleriz 2 sene???
Yıllarca "Leyla ile Mecnun" izlememek için direnmiştim. Lakin bir iki ay önce falan ev arkadaşımla bölümleri indirip yavaş yavaş izlemeye başlamıştık. Ben gidiyorum kütüphaneden bilgisayara indiriyorum bölümleri, getiriyorum evde izliyoruz. Olaya bak. Çileye bak. Youtube dan inen dizilerde o vardı, onu seçmiştik. Gerçi sonra baya beğendim. Güldürücü. Belki ona devam ederim hafiften.
AMA bir şey fark ettim ki, dizi izlerken kitap okumayı özlüyorum. Beynim böyle bağırıyor "Açım been kitabımı getiiirr.". Şuan okuduğum kitap da iyice sıktı. Muhyiddin Şekur-Yazdan Kalan Son Gül. İlk başlarda çok iyiydi ama bu törenler, ayinler beni çok yordu. Şu bölümü atlıyım, bu bölümü atlıyım diye diye geçiyor..
Bu kitabın arasında başka bir kitap bitirdim. Debbie Macomber-Yıldızlı Gece. Valla seviyorum bu ablayı. Sıcacık yazıyor. On İki Gün kitabını da sevmiştim.
Bu arada sağ tarafta Edischar JukeBox u sürekli güncel tutmaya çalışıyorum. Paylaştığım müzikleri kolayca dinleyebilirsiniz.
Motivasyon anlamında da kendimce bir şeyler yapıyorum.
-İki gün önce tüm dolabımdaki kıyafetleri yıkadım ütüledim, düzenledim bir güzel.
-Voscreen programından İngilizce çalışıyorum.
-İngilizce altyazılı TedTalks izliyorum.
-Kitap okuyup, film izlemek de benim için kendini geliştirmeye dahil.
Zaten hedeflerim bunlardı, güzel ilerliyor. Dünyayı kurtarma hedefim olmadığı için yeterli şuan :D
Belki bir kitap okuma challenge yaparım ilerleyen günlerde. Hatta klasiklere geçsem süper olacak. Klasik akıcı kitap önerisine ihtiyacım var. Çünkü eğer bir kere okuyamazsam hepsini bir kenara atarım. Biliyorum kendimi.
"Klasik Kitap" önerisi bırakır mısınız aşağıya bir yerlere? :)
Gününüz güzel geçsin.
Edischar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
























